Mail: info@Hamilelikguncesi.com



Amniosentez Nedir?

 

Amniyosentez , bir iğne vasıtasıyla anne karnından rahim boşluğuna girilerek, amniyotik sıvı örneği alınması işlemidir. Amniyosentez basit bir işlemdir ve komplikasyon gelişmesi de oldukça nadirdir (%1'den az).
Amniyosentez , hamileliğin onaltıncı ve onsekizinci haftalarında, kromozomal ve biyokimyasal değerlendirme (enzim analizi ve nöral tüp defekti için alfa-fetoprotein ölçümü), otuz ve otuz beşinci haftalardan sonra ise akciğerlerin durumu hakkında bilgi edinmek (L/S oranı, fosfatilgliserol ve fosfotilkolin testleri) amacı ile yapılır. Bu işlem, suların erken gelmesinde ve tokolitik tedavi düşünülen erken doğum durumunda , rahim içi enfeksiyonun gelişip gelişmediğini belirlemek maksadıylada kullanılır.
Amniyosentez işlemi sırasında bebek, umblikal kord ya da plasentanın istemeden delinmesi, bebek vücudunda küçük bir çizikten intrauterin kanamaya varan sonuçlara neden olabilir. Plasental perforasyon ile ortaya çıkan Anne karnındaki bebek hemoraji, Anne karnındaki bebek anemiye ya da Rh negatif annelerde duyarlılık artmasına yolaçar. İntrauterin enfeksiyon ve preterm eylem, olası diğer komplikasyonlardır. Komplikasyon hızı çok düşük olmasına karşın, anneye bu komplikasyonların bilgisi verilmelidir.

15-20 mi amniyotik sıvı alınarak etrafı koruyucu ile kaplanmış test tüpüne konur. (Amniyotik sıvıdaki bilirubin ve diğer pigmentlerin yıkılmaması için ışıktan korunması gerekir). Daha sonra analiz için laboratuvara gönderilir. İğne, ultrason ile görüntülenir , iğnenin battığı yer kanama ve akıntı bakımından incelenerek işlem bitirilir . Anne karnındaki bebek sağlığı değerlendirmek maksadıyla on beş dakika bebeğin kalp hızı ölçülür . Fundus palpe edilerek uterus kontraksiyonları değerlendirilir. Eğer gebenin yaşam bulguları ve anne karnındaki bebek kalp atışları normal düzeyde anne evine yolcu edilir.
Anneye aşağıdaki konularla ilgili bilgi verilir.

Beklenmeyen Anne karnındaki bebek hiperaktivitesi ya da anne karnındaki bebek hareketlerinin son bulması hissedilememesi ,
Vajinal bölgeden temiz sıvı boşalması ya da kanama başlaması,
Rahim kasılmaları ya da göbek ağrılarının başlaması,
Ateş ya da üşüme başlarsa vakit geçirmeden doktoru ile irtibata geçmesi
İlk yirmi dört saatte az hareket etmesi ve çok sıvı tüketmesi gerektiği açıklanır.

Amniyotik Sıvıdan Yapılan Testler, AFP Araştırması

AFP, gebeliğin ilk 6 haftasında yolk sak tarafından, daha sonra Anne karnındaki bebek karaciğer tarafından üretilen bir Anne karnındaki bebek serum proteinidir. Normalde Anne karnındaki bebek serumda, amniyotik sıvıda ve anneye ait serumda bulunur. Anne karnındaki bebek serumdaki konsantrasyonu yaklaşık 15. hamilelik haftasında en üst düzeye ulaşır ve daha sonra terme kadar tedrici bir düşme gösterir. Normal bir hamilelikte amniyotik sıvıdaki AFP düzeyi, Anne karnındaki bebek serumda olduğu gibi aynı gelişimi gösterir. Ancak daha düşük düzeydedir. Anneye ait serumda AFP düzeyi, hamilelik süresince tedricen yükselir, 30. hamilelik haftasında en yüksek değere ulaşır. Anneye ait serumda ve amniyotik sıvıda, AFP düzeyleri, açık nöral tüp defektlerinin (spina bifida ya da anensefali) varlığında genellikle yükselir. Bunun yanında karın duvar defektlerinde (gastrokizis ya da omfolosel), konjenital nefroz, kistik haygroma, çoğul hamilelik ve Anne karnındaki bebek ölümde de AFP düzeyinde yükselme olmaktadır. Anneye ait serumda AFP düzeyini doğru değerlendirmek için hamilelik ayının doğru bilinmesi gerekir. Aksi halde yanlış hesaplanan hamilelik ayı, yanlış olarak düşük ya da yüksek AFP değerlendirilmesine yolaçar.


En iyi bilginin alındığı sonuçlar, gebeliğin 16-18.nci haftalarında yapılan testlerden elde edilir. Anneye ait serumdaki AFP düzeyi, annenin özelliklerine göre değişiklik gösterir. Bu nedenle bu değerler ırk, annenin kilosu, çoğul hamilelik ve diyabetus mellitusun bulunup bulunmadığına göre değerlendirilmelidir. Son yıllarda anneye ait serumda AFP düzeyinin düşük olmasının, down sendromu ile ilişkili olduğuna işaret edilmektedir. Bu nedenle down sendromu riski olan gebelerin, anneye ait serumda AFP düzeyine bakılması, intrauterin down sendromu teşhisinin konmasında yardımcı olabilir. Ancak yapılan çalışmalarda bu test ile, bu defekti taşıyan bebeklerin 1/3 nün saptanabildiği ortaya çıkmıştır. Down sendromu (trisomi 21) trisomi 18 ve noral tüp defekti için yapılan çalışmalarda üçlü tarama testleri geliştirilmiştir. Üçlü testte AFP, hCG ve unkonjuge estriol (UE3= Plasenta tarafından salgılanan kısa etkili bir estrojen) değerlerine bakılmaktadır. hCG, plasenta tarafından salgılanan bir glikoproteindir. 1O.cu hamilelik haftasında en üst düzeye ulaşır ve gebeliğin sonuna kadar tedrici bir düşme gösterir. hCG düzeyindeki yükselmenin Down sendromu, hidrops Anne karnındaki bebekis ve Turner sendromu ile, hCG düzeyindeki düşmenin ise trisomi 18 ve Anne karnındaki bebek ölüm ile ilgili olduğu gösterilmektedir. Plasenta estrojeni hamilelik süresince artma gösteren bir hormondur. Bu hormonun düşük olmasının anensefali, Down sendromu, trisomi 18, hidrops Anne karnındaki bebekis, turner sendromu ve Anne karnındaki bebek ölüme işaret ettiği, kaynaklarda belirtilmektedir.


Gebelikte Rh Etkilenmesinin Değerlendirilmesiİlk amniyotik mayi çalışmaları, Rh etkilenmesi olan gebeliklerde, bilirubin pigmentini değerlendirmek amacı ile başlatılmıştır (1950). Analizde, amniyotik mavinin optikal densitesine bakılarak, fetusun etkilenme derecesi saptanmıştır.
Rh negatif anne, fetusun Rh pozitif proteinlerine karşı antikor üretir. Bu antikorlar gebelikte plasental yolla fetusa geçerek hemolitik anemiye neden olur. Eritrositlerin yıkımı ile açığa çıkan bilirubin ve diğer yıkım ürünleri amniyotik mayide spektrofotometre ile tesbit edilir. Optikal dansite düşük, orta ve yüksek olarak derecelendirilir. Eğer optikal dansite düşük ise, fetus etkilenmemiş ya da hemolitik hastalığı hafiftir. Amniyo-sentezin 2-3 haftada bir tekrarlanması önerilir. Orta derecede ise amniyosentez daha sık tekrarlanır. Fetusun yaşına ve optikal dansiteye göre intrauterin transfüzyon ya da gebelik haftası uygunsa, erken doğum yoluna gidilir. Optikal dansite yüksek ise, fetus ciddi şekilde etkilenmiştir ve ölüm muhtemeldir. Etkilenmiş fetustaki anemi düzeyi, doğrudan perkutan umblikal kan örneği ile tesbit edilebilmektedir. Aynı zamanda eritrosit ve trombositlerde, fetal sürkülasyona aynı yolla doğrudan verilebilmektedir.

Fetusa uterus içinde kan nakli, intra peritonal ve intravasküler olarak iki şekilde yapılır. Fetal periton boşluğuna tranfüzyonla verilen eritrositler, subdiyafragmatik lenfatiklar ve venöz dolaşım tarafından absorbe edilirler.
Umblikal kordun içine yapılan direk intravasküler transfüzyon, ultrason kılavuzluğunda gerçekleştirilir. Doğrudan fetal intravasküler trans-füzyonun avantajları, fetal kanın antijenik durumunun doğrulanabilmesi, pre ve post transfüzyon hematokrit değerlerinin ölçülebilmesi ve verilen eritrositlerin lenfatik transporta ihtiyaç duymadan doğrudan dolaşıma geçebilmesidir.
Doğuma ya da fetal transfüzyona karar verip vermeme, fetusun gebelik ayına bağlıdır. Eğer fetal akciğerler matür değil ise, umblikal arter yolu ile transfüzyon gerçekleştirilir. Fetal hemo-tokrit %30 un altına düştüğünde, fetal transfüzyon tekrarlanır. 32-33 cü gebelik haftasından sonra erken doğum ve ekstrauterin tedavi, fetal transfüzyona tercih edilebilmektedir.
Fetal Olgunluğun Değerlendirilmesi
Risk altında olan bir gebeliğin takibinde, doğum eylemi başlamadan ve fetus terme ulaşmadan önce gebeliğin sona erdirilebileceği olasılığının unutulmaması gerekir. Tekrarlayan sezeryan, membranların erken açılması, diyabet, gebelik hipertansiyonu ve plasental yetmezlik gibi pek çok durum, gebeliğin erken sonlandırılması için indikasyon yaratır. Ancak premeturite, perinatal ölümlerin en yaygın nedenleri arasındadır. Özellikle ağırlığı 1500 gr.dan daha az olanlarda, pulmoner immaturiteye bağlı ölüm hızı daha yüksektir. Pulmoner immaturite hyalin membran hastalığı olarak bilinen respiratuvar distress sendromu ile neticelenir.

Gebelik ayı, doğum ağırlığı ve organların gelişmesi mutlaka birbirine paralel seyretmeyebilir. Bu nedenle fetusun akciğer olgunluğunun, amniyotik mayi analizleri ile saptanmesı gerekir. Birçok olguda fetusun doğumu, akciğerler olgunlaşıncaya kadar ertelenir.
L/S oran-(Lesitin/sfingomyelin oranı): Akciğer alveolleri, surfaktan adı verilen fasfolipid bileşiminde bir madde ile kaplıdır. Surfaktan, ekstrauterin solunum sırasında alveollerin yüzey gerilimini azaltarak, alveollerin sönmelerini önler. Böylece surfaktan, alveolleri stabilize eder ve ekspirasyon sırasında bir miktar havanın alveollerde sürekli olarak kalması sağlanır. Fetal akciğerlerde surfaktan yeterli oluşmadan doğum gerçekleşirse, yenidoğan alveollerinde kollaps (sönme) sonucu respiratuvar distress sendrom (RDS) ortaya çıkar.
Fetal akciğerlerin olgunluğu, surfaktanı oluşturan lesitin ve sfingomyelin oranlarının tesbiti ile değerlendirilir. Gebeliğin erken dönemlerinde amniyotik mayideki lesitin konsantrasyonu, sfingomyelinden daha azdır. Komplikasyonsuz gebeliklerde 30.-32. gebelik haftalarından önce L/S oranı 1.0 dan küçüktür (20. ci haftada L/S 0.5). Gebeliğin 34.-35. haftalarında lesitinde 4 kat artma görülürken, sfingomyelin sabit kalır ya da bir miktar azalır. 35.-36. haftalarda L/S oranının 2.0 olması, akciğer olgunluğunun bir göstergesidir. Diğer bir deyişle, lesitinin sfingomyeline göre amniyotik mayide en az iki kez fazla bulunması halinde, RDS gelişme olasılığı hemen hemen hiç yoktur. Ancak diyabetik annelerden doğan yenidoğanlar bu sonucun dışındadır. Çünkü bu olgularda testin yanlış pozitif sonuç verme olasılığı yüksektir. Bu infantlarda L/S sonucunun 2.0 olması akciğerlerinin olgunluğuna işaret etmeyebilir. Biokimyasal gelişmeye karışmış yüksek kan şekerinden dolayı diyabetik annelerin infantlarında sık olarak akciğer olgunlaşmasında gecikme görülebilir.
Kronik intrauterin fetal stresin bazı tipleri, fetusun akciğer olgunlaşmasında hızlanmaya sebep olur. Bu koruyucu etki, membranların uzamış rüptüründe (24 saaten daha fazla) akciğer olgunlaşmasında yaklaşık bir haftalık bir hızlanma yaratır. Amnionitis ve doğumdan önce 24 saaten fazla süren vajinal kanamalarda da aynı koruyucu etki ortaya çıkar.
Fosfotilgliseril (PG), surfaktanda bol miktarda bulunan ikinci fosfolipiddir. PG, gebeliğin yaklaşık 36. cı haftasında ortaya çıkar ve terme kadar artarak devam eder. Membranların erken rüptüründe, diyabette,vaskuler hastalıklarda ve ciddi gebelik hipertansiyonu olgularında, PG 35. ci gebelik haftasından önce bulunur. PG nin ölçülebilecek özel konsantrasyonu yoktur. Son yıllarda akciğer olgunluğu, L/S oranı ve PG ile birlikte değerlendirilmektedir.
Mekonyum Tanılanması
Birçok fetal hipoksi olgusu, bağırsak peristaltizminde artmaya ve anal sfinkterde gevşemeye neden olmakta, bunun sonucu olarak ta mekonyum amniyotik mayiye geçebilmektedir. Amniyotik mayi normalde berraktır, fakat mekonyumun bulunması rengini yeşilimsi yapar. Mekonyumlu amniyotik mayinin rengi, amniyosentez ve amniyoskopi sırasında ya da membranlar yırtıldıktan sonra vajinal drenajda gözlenebilir.
Verteks gelişinde intrapartal olarak ortaya çıkan mekonyum, bir hipoksi belirtisi olarak ele alınmalı ve daha ileri tetkikler yapılmalıdır. Intrapartum mekonyum üç nedenle ortaya çıkar. Birincisi fetal olgunlaşma ile görülebilen normal bir hadise olarak, ikincisi hipoksi sonucu oluşan peristaltizim ve sfinkter gevşemesi ile üçüncüsü umblikal kord sıkışmasına bağlı vagal uyarı sonucu ortaya çıkar. Mekonyumun tek başına varlığı fetal distrese işaret etmez. Monitorize edilerek fetal kalp atımlarının izlenmesi gerekir. Manitorde düzelmeyen, değişken ve geç deselerasyonun ya da kafa derisi kan örneklemesinde asidozun varlığı, fetal distres için önemli belirtilerdir.

 

Haftalara Göre Hamilelik

1.Hafta 2.Hafta 3. Hafta 4.Hafta
5. Hafta 6.Hafta 7.Hafta 8.Hafta
9.Hafta 10.Hafta 11.Hafta 12.Hafta
13.Hafta 14. Hafta 15.Hafta 16.Hafta
17.Hafta 18. Hafta 19.Hafta 20.Hafta
21.Hafta 22.Hafta 23. Hafta 24.Hafta
25.Hafta 26. Hafta 27.Hafta 28.Hafta
29.Hafta 30.Hafta 31. Hafta 32.Hafta
33.Hafta 34. Hafta 35.Hafta 36.Hafta
37.Hafta 38.Hafta 39. Hafta 40.Hafta

Write A Comment

 

Şifalı Bitkiler

Binlerce yıldır tıpta kullanılan bitkiler dünyanın sonuna kadarda kullanılmaya devam edilecektir.Soğuk algınlığından cinsel sorunlara kardar her hastalıkta kullanılan bitkiler,tıbbın en büyük yardımcısı konumundadırlar.

Yazının Devamı »

Gebelik Hastalıkları

Gebelikte karşılaşılacak bazı rahatsızlıklar;

 

Yazının Devamı »



NewsLetter Sign Up !

Please enter your Email and Name to join.

Digital Newsletter

To unsubsribe please click here ».


YASAL UYARI:Bu sitede yer alan bilgiler sadece bilgi verme amaçlidir,doktor tedavisinin yerini tutamaz. Bu bilgiler sahsi tani ve tedavi yöntemi olarak degerlendirilmemelidir.Bu sitedeki bilgileri kullanilarak kendi kendine yapilan uygulamalardan ya da uygulama ehliyeti bulunmayan veya amatör kisilerce yapilan uygulamalardan siteyi hazirlayan kisi sorumlu degildir.Bu siteyi ziyaret eden kisiler bu uyarilari kabul etmis sayilirlar. Orjinal